EY KALB !
Dinlendim ama demlenemedim, yorgunum halâ; binlerce ok saplanmış kalbe, vurgunum halâ..Bir âh dedim derinden duy beni Ya Allah! Sil günahlarımı, senden gayrısı silemez ey âh! Âraftayım. Âr ve af dayım.. Bitmeyen bir âh’dayım.. Heyhât! Ey hat, yaz ömrümü yaz da okusun hayat! Bu kalb, yanan kalb, kırılan kalb, dağılan kalb..Noktasına ulaşamayan bir hiç olan kalb!..Ey Mecruh-ul fuâd!..
Yanılmışım, uğultulu bir tepede sevda şarkıları beklemişim. Âh yanılmışlık, ah yanmışlık, hangi pencereden baksam karanlık…
Durup durup kalbime bu derdi hatırlatıyorum, dönüp dönüp sığındığım liman sensin. İkliminde yeşermeyecek tohumlar ekiyorum, filizlenmeyecek çiçekler dikiyorum.
Ey yaş, ey gözyaşı ak pınarlardan, döne döne karış yağmurlara, dinmez dinmeyecek bu yara.. Yâr; demek sana, yâr olmak. Yâre yol almak… Hicâz makamından geçmekteyim...Yüreğimde pinhândır sevdan…Bu tahammülsüzlük, ateşlerden, alevlerden geçip gelen bir tahammülsüzlük… Düşünüyorum:
Görseydi beni, tutsaydı ellerimi, ömrümü kalbinin hizasında saklasaydı. Su bulmaz mı yatağını, pınarlardan ceylanlar içmez mi, ay dolunay olup geceyi aydınlatmaz mı? Sorular cevap bulmayan; ardı arkası kesilmeden fikrimi küstürüp sorduğum sorular.. Bir âh ile çoğalan, ruhumu ve aklımı bitmeyecek harbe çağıran sorular..
‘’Yan, ey yüreğim yan; yakamaz yanmıyan’’ dememiş mi şair? Yakan sen, yakılan ben; bu yangının içinde yapayalnız bırakılan neden, ben? Kalbden kalbe giden o yol, bizim aramızda haramilerle kesildi de ben o son durağa ulaşamadım mı? Senin kalbin, benim kalbimin yarısı değil miydi? Beni yakan ateş, senden gelmedi mi? Göz görmedi mi, gönül meyl etmedi mi? Pervaneyi mumun etrafında döndüren ne idi? Mumun ateşi kimdendi? Pervanenin derdi neydi? Yüzümü güne döndüm, senden gelecek bir selâma kalbimi eyledim.
Çöz o zincirleri, çık dehlizlerden, ak sevdaya, aşkın akan sularla, içindeki çavlanlar çoşsun aşk ile, yıka kalbini ışıklı yağmurlarla, âh ile dön, âh ile sev, bu kalb sana olsun âyan, ey sevgili, yanan kalbi etme virân. Bil ki, bu ezelden ebede giden bir ses; bil ki bu bezm-i elestten gelen bir nefes….
Ve dahi bil ki, yine bil ki, hep bil ki:
Kıl tefâhür kim senün hem var ben tek âşıkun Leyli’nün Mecnûn’ı Şirin’ün eğer Ferhâd’ı var (Fuzûli)
|